VE KADIN…

Gitmem gerektiğini öğrenmiştim artık. Ne gece ne de gündüz fark etmiyordu. Ne bu şehir ne de başka şehirde yapabilirdim. Dünyanın neresinde olursam olayım, artık acılarımla başbaşaydım. Kimseye diyemediğim, aksinin gözlerime yansıdığı hayaliyle yapamazdım, gidecektim.
Koridorlarımda lime lime edilmiş hayal kırıklığı vardı. Karanlık sokaklarım soğuk ve ıssızdı. Öyle ki, kalbimdeki sırat köprüsünden geçerken düşen siluet aşağıda bir yerlerdeydi, kurtaramazdım.
Elimdeki kitabın ikinci sayfasından sonrasını hatırlamıyorum. Gözlerimdeki buğu penceremin buğusuyla hemhal olmuştu. Dışarıda yağmur vardı. Ve sokak lambaları üşüyordu. Kitabı kapadım. Kelimeler anlamını yitirmişti çoktan. Yalnızca o vardı. Onun gözleri, gülüşü, dokunuşu vardı zihnimde. Işıklarımı söndürüp gittiği günden beridir tüm hayatım oydu. Masamda duran çayıma baktım. Hislerim gibi buz kesmişti. Donuk bir tabaka bağlamıştı yüzü. Kendime benzetebildim. Ben de bu kadar donuk mu görünüyordum dışarıdan? Bu yüzden mi çalmıyordu kapım?
Yeniden umutsuzluğa büründü sol yanım. Artık her şeye ağlar olmuştum. Anlamlı olan ne varsa bir bir değerini yitirmişti. Hiçbir şey eski tadı vermiyordu bana. Ve anladım ki hayatım onunla lezzetliydi. Her şey onunlayken değerliydi. Onu öylesine hayatımın merkezine oturtmuştum ki, o gidince kurduğum dünyam yıkıldı. Enkazın altında kurtarılmayı bekleyen bir afetzede olmuştum.
Bu yüzden artık gitmeliydim. Kendimi sorgulamaktan yorulmuş bu bedeni yok etmeliydim…
Ahşap kokan mutfağa yöneldim. Ay ışığı penceremin pervazından içeriyi aydınlatıyordu. Önemsemedim, ışığı da açtım. Çayım ocakta fokurdarken bir bardak daha ısmarladım kendime. Tek şekerli içerdim çayı ben. O gidince şekeri de bıraktım. Onsuzken ziyan oluyordu çünkü. Ocağı söndürüp yeniden çevirdim düğmesini. Ve kapadım ışıkları. Yeniden odama yöneldim. Bir bardak çayımı masama bırakıp komidinin üzerinde duran sigaradan bir tane yaktım. Yağmur daha da şiddetlenmişti. Penceremin buğusunu silip yağmuru izledim. Islanan tabiatın rükûsunu seyrederken gözlerim anılarımıza dalmıştı. Kaç defa yağmura yakalanmıştık, kaç defa şen kahkahalar atarak girmiştik odamıza. Yıllardır onunla ne hikâyeler yazmıştık kim bilir? Ne şarkılar tüketmiştik dillerimizde…
Onu öyle çok sevmiştim ki, onu öyle çok hissetmiştim ki asla ayrılmak fikrini getirmemiştim aklıma. Oysa bir gün bana gitmesi gerektiğini söyleyebilmişti. Beni her şeysiz ortada bırakmaya gücü yetmişti. Bana bu zalimliği yapabilmişti. Gizli mabedimizi başkasının açmasına izin vererek hem de. İnanamamıştım önce. Bedenlerimiz dünya değiştirene değin ellerimizi bırakmayacaktık ya. Sözlerimiz vardı, tutamadık. Gidesi vardı, tutunamadık. Yetmedik, yetemedim…
Ve gitti…
Anılarımız, aşkımızı bana bir borç gibi yığıp gitti…
Bense karanlık koridorlarda bekledim onu. Aylarca bekledim bıkmadan. Gelecekti, yeniden ellerimden tutacaktı sanmıştım. Oysa hiç gelmedi.
Acılarım beni çemberine almış yok olacağım güne doğru itmişti. Sigaram bitmişti. Külleri tükenen hayatımın emareleriydi sanki. Yeniden yaktım. Ve çayımdan tek bir yudum alıp olduğu yere bıraktım. Gözlerim düşeyazmaya başlamıştı. İnatla açıp sigaramı içime çekmeye devam ettim.
Tükenen sigaramın beşincisiydi. Ve ben hala penceremin önündeki koltuğumdayken bile uzaklardaydım. Ve nefesim kesilene kadar, gücüğümün yettiğince gözlerimi kapadım. Onun silueti gözlerimin önüne gelmişti. Yanında çok güzel bir kadın ve iki tane çocuk vardı. Bana bakıyor ve gülümsüyordu. Ne güzel gülüyordu. İçimden bir şeylerin kopup gittiğini hissettim. Sanırım gidiyordu. Hızla uzaklaşıyordu kalbimden. Onun aşkını gelip söküyorlardı benden. Ölüme hazırlıyorlardı. Gidiyordum artık. Onsuz ve sonsuz bir âleme doğru…
Aradan beş gün geçmişti. Kimse çalmamıştı kapısını. Sonra bir gün o geldi. Ona kendisinden uzak durmasını, başkasını sevdiğini ve telefonuna attığı mesajlarının sevdiği kadını rahatsız ettiğini söyleyecekti. Ama çaldığı kapıyı açan olmamıştı. Üstelik ağır bir koku da vardı evin çevresinde. Perdesi açık odanın penceresine yönelip baktı. Onu koltuktan aşağıya sarkmış başıyla hiç kımıldamıyor buldu.
Sonra mı ne oldu?
Sonrası malum. Vicdanı acıdı. Ağladı. Ve onu son yolculuğuna uğurlarken avuçlarında sevdiğine tercih ettiği kadının elleri vardı.
Ve bir kadın öldü…
Aslında bu bir cinayetti.
Ama faili kimdi, bilinmiyor…

Emine Tanırgan
yazarcizer01@hotmail.com

Adana Press - Adana'nın haber merkezi...

YORUM GÖNDER

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.Yorumlardan doğacak her türlü hukuki ve adli vakalar kişiyi bağlar, web sitemiz bundan sorumlu değildir. Yorum yapan okurlarımız bu şartları kabul etmiş sayılırlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


63 kez görüntülendi

Yukarı