Sağlığın Finansı

Türkiye’de Sağlığın Finansı ve Ekonomik Büyümenin Etkileri (1):
Tüm dünya gelişmiş toplumları şunu kabul eder: Büyük ve güçlü ülke olabilmenin temel iki faktörü sağlık ve eğitimdir…
Ve hızla gelişen ülkemiz bu iki konuda süratle ve sınırsızca büyümektedir…
Bu yadsınamaz bir gerçekliktir…
Dünyaca ünlü makroekonomistler, Eğitim ve Sağlık, temel sermayedarların iki temel bileşenidir derler. Yani, bu iki alanda gerçekleştirilen büyük yatırımların, bireylerin beşeri sermaye düzeyini doğrudan etkileyebileceğini de söyleyebiliriz..
Bu nedenle, insana yapılan her türlü yatırımın hem kısa hem de uzun dönemde ,ekonomik büyümeye katkı sağlayacağı ülkemiz bürokrasisi ve politikacıları tarafından çok iyi bilinen bir gerçekliktir…
Ekonomik gelişmişlik seviyesinin yüksek olduğu ülkelere bakıldığında, genelde bu ülkelerin eğitim ve sağlık düzeylerinin de yüksek olduğu görülmektedir. Ve biz de bölgemizde son yıllarda enerjimiz emen birçok sorunu aşarak, ve büyük bir ülke olarak, sürekli yukarılara doğru çıkmak isteyen ve engel tanımayan nadir ülkelerden biriyiz…
Yeni klasik makroekonomistlerden Barro’nun değerlendirmelerine göre; sağlık, ekonominin motoru ve sermaye üreten bir varlıktır. Barro’nun bu ifadesinden yola çıkıldığında, sağlığı beşeri sermayenin bir belirleyicisi olarak düşünebiliriz. Diğer taraftan, Mushkin beşeri sermaye yapısını sağlık hizmetlerinden yararlanarak açıklar. Birçok çalışmanın ardından Grossman, Bloom ve Canning, sağlıklı bireylerin bilgiyi daha etkin özümsediklerini ve sonuçta daha yüksek düzeyde verimlilik elde edildiğini açıklar. Hamoudi ve Sachs sağlık ve servet arasında bir döngü olduğunu vurgular.
Sermaye ile büyüme arasındaki ilişkiye yönelik ampirik araştırmalarda dahil, eğitim ve sağlık alanındaki gelişmelerin teknolojik yenilikler, verimlilik ve üretim artışını dolayısıyla ekonomik büyümeyi etkilediğini ortaya koymaktadır.
Ancak, büyüyen ülkemizde önemli bir sorun da bütün bunlarla beraber karşımıza çıkar… Sağlığın sermaye kaynakları ve verimliliği yani kalitesi nasıl sağlanmalıdır?… Yani, ülkemizde yenidoğan bir canlıdan yaşlı gruplara kadar herkese ve her yerde kaliteli ve verimli sağlık uygulamaları ve bu harcamaların ilkeli olarak planlanması nasıl olmalıdır?…
Esas sorun buradadır…
Bu önemli sorunun cevabını teorik ve pratik bilimsel literatürde aramak en doğrusudur…
Sağlık ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki öncelikle sağlık olgusunun iyi anlaşılmasını gerektirir. Sağlık, sadece bireyin hastalığa yakalanması değildir. Bireylerin, hayatlarını sürdürürken, kendi potansiyellerini engellemeyecek ve sürekli geliştirecek zihinsel ve fiziksel yetenekler bağlamında da önem arz etmektedir. Bu toplumun ‘’prevantif’’ dediğimiz, ‘’koruyucu hekimlik’’ icrası yani hastalıklara engel olma politikalarıyle de yakından ilgilidir. Bu çerçevede sağlık, bireylerin sahip olduğu bir kıymetli bir varlık niteliğinde olup, refah düzeyinin yükselmesiyle teorik ve pratik olarak yakından ilgilidir.
Diğer taraftan sağlık, enstrümantal toplum değerlerinin en başında gelir. Yani, farklı kanallardan ekonomik büyümeyi etkileyebilmektedir. Mesela, sağlık işgücü rahatsızlıkları nedeniyle oluşan üretim kayıplarını en aza indirir, okul çocukları arasında okula devamsızlık oranını düşürür, öğrenmeyi geliştirir. Yani üreten toplum olmayı sosyal mahiyette öğretir. Şu anda büyüyen ülkemizde uygulanmaya çalışılan sağlık politikalarımız da yukarda saydığımız faktörleri etkin kılmaya yönelik pozitif bağlamları olan sağlam bir zincir uygulamadır da diyebiliriz…
Bunun dışında, sağlık, hastalık nedeniyle kısmen ya da tamamen ulaşılamayacak olan doğal kaynakların kullanımına izin verir. Ve nihayetinde, sağlık, tedavi için tahsis edilen ve kalite yönetiminde çok ama çok önemli olan finansal kaynakların farklı şekillerde kullanımına imkân sağlar
Birleşmiş Milletler Milenyum Zirvesi’nde dünyadaki insanların sağlıklı olmayı, politikacılardan istedikleri listesinin en başına aldıkları bir realitedir. Hastalık ve anne-çocuk ölümlerin sıkıntısı sağlığı tüm toplumların temel kaygısı haline getirmiştir Uluslararası hukuk ta bu temel istekleri insanii haklar arasına almıştır.
Ülkemizde de bu konularla ilgili olarak, 2003 yılında “Sağlıkta Dönüşüm Programı” topluma sunulmuştur. Gelişen süreç, 2003 yılında tamamlanan “Daha İyi Erişim ve Etkinlik İçin Sağlık Reformu” başlıklı rapor hazırlanmıştır. 2002 yılında 11 bin olan taşeron işçi sayısı, 2011 yılında 120 bin kişiye çıkarılmıştır. Genel Sağlık Sigortası oluşumu gerçekleştirlmiştir. Bu sistemle birlikte çok önemli bir konu olan sağlığın finansmanı sağlanmıştır. Katılım payı alınan sağlık harcamaları bir diğer sorunu aşılmaya çalışılmaktadır ve büyük oranda sorunlar aşılmıştır. Sigortalılardan, sağlık hizmeti sunucusunun özel ya da resmi olmasına göre farklılık gösteren oranlarda sağlık finansmanının sağlanarak ileriye yönelik kaliteli oluşumlar geliştirmek adına hekim ve diş hekimi muayenesi başvurularında katkı payı alınmaktadır.
Reform projesinin ikinci ayağı, sağlık ocakları çatısı altında yürütülen birinci basamak sağlık hizmetlerinin “aile hekimliği” olarak yeniden ya pılandırılmasından oluşmaktadır.
Yine, 2003 tarihli raporda, kamu hastanelerinin verimliliğinin artırılması için hem idari hem de sağlık hizmeti üretimi açısından özerkleşmesi gerektiği savunulmuştur. Raporda özerkleşmeyle hem hastanelerin kendi kaynaklarını yaratmaları hem de arz talep ilişkisinin daha sağlıklı bir biçimde kurulmasının mümkün olabileceği iddia edilmektedir. Sağlık işletmesine dönüş sürecinde ilk olarak sağlık bakanlığına bağlı olmayan diğer kamu hastaneleri, Bakanlığa bağlanmıştır.
663 sayılı “SB ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” (2 Kasım 2011 tarihli Resmi Gazete) ile Bakanlığa bağlı ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşları, Kamu Hastane Birlikleri”adıyla, ayrı tüzel kişiliğe sahip ve idari yönden özerk kuruluşlar olarak sağlık işletmesi modeline göre yeniden yapılandırılmıştır.
Sağlıktaki önceliklerin belirlenmesi ve politikaların hazırlanması, düzenlemelerin yapılması, denetim, kalite kontrolü, kurumların akreditasyonu ve uzmanlara lisans verilmesinden sorumlu olmalıdır.” yaklaşımına uygun dönüşüm bu yolla gerçekleştirilmiştir.
Unutmamak gerekir ki;
Dünya üzerindeki her kültürel yapı ve topluluk,“SAĞLIK ZENGİNLİKTİR” ilkesini kabul etmektedir. Bireyler ve aileler için sağlık, bireysel gelişimin temelini oluşturduğu gibi gelecek için de güvence sağlar. Sağlık, işgücü verimliliğinin, okulda öğrenme kapasitesinin ayrıca entelektüel, fiziki ve duygusal gelişimin önemli bir unsurudur.
Bu nedenle gündelik ve muhalif propagandaları bir kenara bırakarak, gelecekte daha da güçlenecek sağlık politikalarının önüne hiçbir set çekmeden, destek vermeli ve bireysel düşüncelerden kendimizi sıyırmalıyız.
Herkese hem bedensel ve hem de zihinsel sağlıklı günler dileklerimle…

Adana Press - Adana'nın haber merkezi...

YORUM GÖNDER

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.Yorumlardan doğacak her türlü hukuki ve adli vakalar kişiyi bağlar, web sitemiz bundan sorumlu değildir. Yorum yapan okurlarımız bu şartları kabul etmiş sayılırlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


918 kez görüntülendi

Yukarı