Fasl-ı Eziyet! Bıktıran senfoni!

Geçerli sayılan ve uygulanmakta olan takvim gereği yılın son demlerini yaşıyoruz. Geride bıraktığımız zaman dilimi içinde, bireysel ve toplumsal anlamda hayatımızın her ayrıntısını ilgilendiren, kimi olumlu, kimi olumsuz sayısız olaylar yaşadık.

Yaşanan hadiselerin içeriğinde; gerek şahısları, gerekse toplumsal bağlamda devlet yöneticilerini ve kanaat önderlerini sorumlu kılan ve alınması gereken pek çok dersler var. Herkes kendine düşen muhasebeyi elbette yapacaktır, yapmalıdır diye düşünüyorum.

Nasip olursa konuya ilişkin olarak yazı yazma hakkımızı ilerleyen zaman diliminde kullanmak üzere, uzun zamandan beri kaleme almak istediğim bir konuyu şimdi sizlerle paylaşmak istiyorum. AB meselesi ve biz!

Konuyu ayrıntılı bir şekilde analiz etmenin ve yazmanın mümkün olamayacağını siz de takdir edersiniz. Yerimizin darlığı münasebetiyle… Ancak özetle bazı değinilerde bulunarak küçük de olsa bir paylaşım yapma ihtiyacı hissediyorum.

31 Temmuz 1959 yılında, o günkü adı ile AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) olan ve günümüzde AB (Avrupa Birliği olarak anılan) kuruluşa Devlet olarak resmi başvuruda bulunduk.

Uzun bir bekleyiş sonrası 11-12 Aralık 1999 tarihinde Helsinki Avrupa Konseyi Toplantısında; Türkiye’ye “Adaylık Statüsü” tanındı.

Türkiye; büyük bir azim ve kararlılıkla, yönünü Batı’ya döndürmek suretiyle işe asıldı. 4 Temmuz 2000 tarihinde “AB Genel sekreterliği” kurularak Başbakanlığa bağlandı. Fasıllar açıldı, her yıl AB tarafından dört gözle beklenen “İlerleme Raporları” yayımlandı.

19 Nisan 2003’te TBMM bünyesinde, “AB uyum Komisyonu” kuruldu. Yetmedi, 3 Haziran 2005 tarihinde, resmi statü ile “Başmüzakereci” adı altında özel bir sorumluluk makamı ihdas edildi.

İşletme, Sanayi, Bilgi Toplumu, Medya, Sağlık, İstatistik, Mali Kontrol, Tüketici Hakları, Trans -Avrupa gibi pek çok konularda fasıl üstüne fasıl açıldı. Fiili müzakereler yapıldı. Görüşme treninin ilerlemeye ilişkin yol haritası ve istasyonlarını daima kendileri belirledi.

Bitmek bilmeyen bir yolculuğa çıkarıldı Türkiye!AB Kumarbazları”nın elindeki en güçlü koz oldu AB vizesi! Her siyasi konu ve manevranın şantaj malzemesi oldu AB!

Yeryüzü Baronları; Hükümetleri, hem IMF hem de AB kozları ile istedikleri gibi kendi elleriyle oynatıyorlardı. Bu kozlarını hala oyunun içinde tutmaya devam ediyorlar! En son bildiğim kadarıyla 30 Haziran 2010 tarihinde, “Gıda Güvenliği Faslı” açılarak fiili müzakereler başlatıldı. O günden beri hala fasıl açılabilmiş değil. Ara istasyonları kendileri belirlemek istiyor. Her durakta ayrı bir taviz ve kirli bir hesap içindeler.

Bizleri sadece ekonomik ve modern hayatın insani açıdan üstü çiçeklerle donanmış bataklığına çekmek için süslenerek sunulan ve ahlaki yozlaşmaya asla engel olamayan bir yapılanmanın içine çekmeye çalıştılar. Aslında Türkiye’yi kendi özünden çıkarmaya bu kadar elverişli (!) bir projeyi kabul etmesi için Türkiye’ye yalvarmaları hatta üstüne paralar vermeleri gerekiyordu!

İçeriğinin keşmekeşliğinden referandumlar bile onları kurtaramıyor. AB dışında kalmayı tercih eden İsviçre, İzlanda, Lihtenştayn, Norveç gibi ülkeler dikkate alınırsa ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır.

Ve yıl: 2014’ün son demleri! Hala yerinde sayan, ıstırap ve onur kırıcı beklentilerle tam bir eziyete dönüşen fasıllar!

Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, Hükümet yetkilileri ve AB Bakanı’nın serzeniş, tavır koyma ve Türkiye’nin alternatifsiz olmadığı, “gerekirse vazgeçeriz” yönündeki beyanları, 50 küsur yıldır sergilenen ezik duruşu yok etmesi açısından büyük bir önem taşımaktadır.

Öze dönmenin, kendi değerlerimizin referans alınmasının, yaşam kalitemize sayısız katma değer katacağını bilerek, ileriye dönük hamleler yapmanın zamanı geldi geçiyor!

Onlar değil, biz vazgeçilmez olmalıyız!

Yitiğini yaşamakta olduğumuz değerler onlara “ziyade”, bizlere “yeter”dir!

Yitik değerlerimizi bulalım yeter!

Sevgi ile Kalın…

akt

Adana Press - Adana'nın haber merkezi...

YORUM GÖNDER

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.Yorumlardan doğacak her türlü hukuki ve adli vakalar kişiyi bağlar, web sitemiz bundan sorumlu değildir. Yorum yapan okurlarımız bu şartları kabul etmiş sayılırlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


1296 kez görüntülendi

Yukarı